Sağlık Bakanlığı; Sağlığınız İçin Stresten Uzak Durun

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Anayasa’sı 7 Nisan 1948 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu nedenle her yıl 7 Nisan Dünya Sağlık Günü olarak, 7-13 Nisan tarihleri arası da Sağlık Haftası olarak kutlanmaktadır. Bu tarihlerde halk sağlığı ile ilgili bir konu seçilerek, bu konu çerçevesinde tüm dünyada çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir.

Bu sene DSÖ’nün Dünya Sağlık Günü ve Haftası için belirlediği tema ‘Depresyon’ olarak belirlenmiştir.

Depresyon, kişinin daha önce zevk aldığı etkinliklerden zevk alamaması, ilgi kaybı, isteksizlik, kendini değersiz hissetme, karamsarlık, umutsuzluk ve bazen de ölüm düşünceleri ile seyreden, tedavi gerektiren psikiyatrik bir tablodur.

Dünya Sağlık Örgütü, günümüzde depresyonun dünya genelinde yaklaşık 350 milyon kişiyi etkilediğinin tahmin edildiğini belirtmektedir. 17 ülkede uygulanan Dünya Ruh Sağlığı Araştırması’ nda, 2011 yılında 20 kişiden 1’inin önceki yıl depresif bir epizod geçirdiği saptanmıştır. Depresyon, genellikle genç yaşta başlar, bireyin işlevselliğini azaltır ve yeniden ortaya çıkma olasılığı yüksektir. Bu nedenlerle hastalığa bağlı yaşam boyu kaybedilen yıllar açısından önde gelen nedenlerden biridir. Avrupa bölgesinde ruhsal rahatsızlıklara bağlı olarak ortaya çıkan hastalık yükünün %20’sinden depresyonun sorumlu olduğu, bazı ülkelerde ise bu oranın %26’lara kadar çıktığı belirtilmektedir. Ülkemizde depresyona bağlı kaybedilen yaşam yılları erkeklerde %6.4, kadınlarda ise %10.7 düzeyindedir.

Depresif bozukluğun oluşması biyolojik ve ruhsal çeşitli etkenlerin bir araya gelmesi ile olmaktadır. Depresyon tüm toplumlarda görülmekte, düşük eğitimli ve sosyoekonomik çevrelerde, kadınlarda daha yüksek oranda ortaya çıkmaktadır. Şiddete maruz kalma, çocukluk çağında travmatik yaşantıların depresyon ortaya çıkmasında risk etkenleri olduğu bilinmektedir.

Depresyonu kişiler hem birinci basamak (aile hekimliği), hem de ikinci basamak sağlık kurumlarında (psikiyatri klinikleri) tedavi edilmektedir.

Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan çalışmalar ve planlanan hedefler:

2006 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından DSÖ’ nün ruh sağlığı politikaları ile ilgili önerdiği “Ulusal Ruh Sağlığı Politikası” metni yayınlanmıştır. 2011’de Ruh Sağlığı Eylem Planı yayınlanmıştır. Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı’nda yer alan ana başlıklar;

–  Ruh sağlığı hizmetlerinde toplum temelli uygulamalara geçilmesi,

– Ağır özürlü durumda olan ruhsal rahatsızlığı olan hastalar için tedavi ve bakım sisteminin kurulması,

– Ülkemizdeki psikiyatri hizmetlerinin kapsam ve kalitesinin arttırılması,

– Önleme ve koruyucu çalışmalar kapsamında çocukluk çağı travmatik yaşantıların önlenmesi, çocukların fiziksel olduğu kadar psikososyal gelişimlerinin desteklenmesi,

– Acil ve afet durumlarında psikososyal destek hizmetlerinin geliştirilmesi,

– İntihar önleme çalışmaları

– Damgalama ile mücadele ve ruh sağlığının teşviki olarak özetlenebilir.

– Ruh sağlığı alanında eğitim, araştırma ve insan gücünün arttırılması.

Genel olarak sağlığın ve ruh sağlığının teşviki, toplumsal müdahaleler, erken tanı, uygun tedaviler ve hepsinden önemlisi damgalama ile mücadele ederek ve ruh sağlığı hizmetlerine ulaşımı kolaylaştırarak tüm hizmet kullanıcılarının hizmetlerden yararlanması temel ruh sağlığı politikalarıdır.

Bu çerçevede ve Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı doğrultusunda tüm psikiyatrik hastalıkların önlenmesi, tedavisi ve rehabilitasyonu konusunda Sağlık Bakanlığı’nın çalışma ve planlamaları devam ediyor.

DEPRESYON NEDİR?
İnsanlar üzülebilir ya da sevinebilir. Duygularımız yaşamın doğal bir parçasıdır. Ancak hüzün, üzüntü, karamsarlık, hayattan keyif almada azalma ve sıkıntı hali devamlılık gösteriyorsa, günlük yaşamı kötü etkilemeye başlamışsa, bu bir “Depresyon Hastalığı” olabilir.
Depresyon; duygusal, zihinsel, davranışsal ve bedensel bazı belirtilerle kendini gösterir. Depresyonun en dikkat çekici belirtisi çökkün ruh halidir. Depresyondaki kişi genellikle mutsuz, karamsar ve ümitsizdir. Kendini hüzünlü ve yalnız hisseder. Kendisine ve çevresine olan ilgisi azalmaya başlar. Ortada hiçbir belirgin sebep yokken ağlayabilir. Yoğun suçluluk duyguları ortaya çıkabilir. Bazen bu çökkün ruh haline gerginlik, huzursuzluk, aşırı evhamlanma ve şüphecilik gibi belirtiler eşlik edebilir. Kişi zaman zaman hırçın hatta çok öfkeli olabilir. Ağlayamaz, öfkelenemez ve kimseye karşı yakınlık hissedemez. Sözü edilen bu duyguların şiddetinde değişiklikler ortaya çıkabilir. Bazen kişi kendini daha neşeli ve canlı hissedebilir. Ancak genel olarak olumsuz duygular daha belirgindir.
Depresyon zihinsel faaliyetlerde de değişikliklere yol açar. En sık görülen belirtiler dikkatini toplayamama ve unutkanlıktır. Düşüncelerde önemli değişiklikler olur. Kişi kendine, çevreye ve geleceğe olumsuz bir gözle bakmaya başlar. Herkese yük olduğunu düşünür, görev ve sorumluluklarını yerine getiremediğini düşünerek suçluluk hisseder. Olayların olumsuz yönlerini abartır, gelecekte de hiçbir şeyin düzelmeyeceğine inanır.
Depresyonun davranışlardaki etkisi, enerji azalmasına bağlı olarak hareketlerde yavaşlama şeklinde olabilir. Günlük işler bile altından kalkılamayacak görevler gibi görünür. Bu nedenle işler ya hiç yapılmaz ya da yapılması için çok fazla zaman ve çaba harcanır. Kişi genellikle yalnız kalmak ister. Sosyal ilişkilerden kaçınır. Diğer ilgilerde olduğu gibi cinsel ilgi ve isteğinde de azalma olur.
Depresyonda bu belirtilere ek olarak, bazı bedensel belirtiler de ortaya çıkabilir. Baş ağrısı veya bedenin değişik yerlerinde ağrılar, iştah azalması ve buna bağlı olarak kilo kaybı ya da aşırı yeme eğilimi ortaya çıkabilir. Mide, bağırsak sistemiyle ilgili şikayetler olabilir. Sık görülen belirtilerden biri de uykuyla ilgili sorunlardır. Uykuya dalamama, gece boyunca uykunun sık sık bölünmesi ya da sabah çok erken saatlerde uyanma şeklinde sorunlar ortaya çıkabilir. Bazı kişilerde aşırı uyku eğilimi görülebilir, ancak kişi çok fazla uyumasına rağmen dinç ve dinlenmiş olarak uyanamaz.
Sözü edilen belirtilerin hepsinin, herkeste ortaya çıkması gerekmez; bazen depresyon kendini sadece birkaç belirtiyle gösterebilir. Ayrıca belirtiler hafif, orta veya şiddetli olabilir ve belirtilerin şiddeti kişiden kişiye değişebilir.
Psikiyatrik hastalıklar arasında en fazla kayba neden olan hastalık depresyondur. Eğer;
1. Kendinizi boşlukta ya da üzgün hissediyorsanız, 2. Hayattan zevk almıyorsanız, 3. İştahınız azaldı ya da arttıysa, 4. Uykunuz azaldı ya da arttıysa,
5. Huzursuz ya da durgunsanız, 6. Halsiz ve yorgunsanız, 7. Kendinizi değersiz ya da suçlu hissediyorsanız, 8. Konsantrasyon güçlüğü ya da kararsızlık çekiyorsanız, 9. Aklınıza sık sık ölüm ya da intihar fikirleri geliyorsa
Son 15 gündür bu belirtilerin çoğundan şikayetçi iseniz bu durumda aile hekiminize ya da bir psikiyatri polikliniğine başvurmanızı öneririz.
Kişiler çok farklı sebeplerle depresyona girebilirler. Bazen bu sebepler; bir yakınının kaybı, ayrılık, iş kaybı gibi belirgindir. Bazı durumlarda ise belirgin bir sebep yoktur.
Neler Tetikleyebilir?
Depresyon tek bir nedene bağlı değildir. Yaşanan olaylar, kişilik yapısı ve bunlara eşlik eden beyindeki değişiklikler beraberce depresyona neden olduğuna inanılan üç ana etkeni oluşturur. Birçok kişide sıkıntı verici olaylar, olumsuz düşünme biçimi alkol, çeşitli ilaçlar ve kimi bedensel vb. gibi durumlar beyindeki bu değişiklikleri tetikleyebilir. Bunlarla birlikte yapısal olarak aileden depresyona çok yatkın olan bazı insanlarda açık bir tetikleyici etken bulunmadan da depresyon ortaya çıkabilir. Bugün için daha çok kabul edilen yapısal olarak veya kişilik özellikleri açısından depresyon geçirmeye daha yatkın olan bireylerde bu tür yaşam olaylarının tetiklemesiyle depresyonun ortaya çıkabildiğidir.
Depresyonun Kısır Döngüsü
Depresyonun belirtileri kişinin hayatında, davranışlarında büyük değişiklikler oluşturabilir. Bu değişiklikler kişinin belirtilerini daha da tetikleyebilir. Örneğin motivasyon ve enerji eksikliği kişinin aktivitelerini azaltmasına, günlük görev ve sorumluluklarını ihmal etmesine neden olur. Sevdiği aktiviteleri yapmayı bırakan kişi, arkadaşları ile vakit geçirmeyi, dışarı çıkmayı da bırakır. Bunların sonucunda kişi aşağıdaki şekildeki gibi depresyonun kısır döngüsüne girer:
Kişi aktiviteleri azalttığı zaman, motivasyonu da azalacak, kendisini ümitsiz hissedecektir. Hiçbir aktivitede bulunmaması iyi şeyler yaşamasına olumlu şeyler hissetmesine engel olacaktır. Benzer şekilde ev ve iş yerinde sorumluluklarını ihmale başladığında, yapacağı işlerin yığılmaya başlaması kendisini suçlu ve başarısız olarak değerlendirmesine neden olacaktır. Bu durum da depresyonu daha da kötüleştirecektir.
DEPRESYONLA NASIL BAŞA ÇIKILABİLİR?
1. Depresyondan kurtulmak için yapılacak ilk şey günlük faaliyetleri arttırmaktır: • Günlük faaliyetleri arttırmak daha aktif olmak, bir şeylerle uğraşmak, acı veren düşünceleri kişinin zihninden uzaklaştırmasına yardımcı olur, • Kişi daha aktif olmaya başladıkça, daha fazlasını da yapabileceğini görecektir, • Aynı zamanda daha açık ve berrak düşünmeye başlayacaktır.
2. Zamanı daha iyi kullanabilmek için yapılması planlanan işleri kaydetmek yararlıdır: • Plan yapmak karasızlığı ortadan kaldırır, • Plan yapmak işlere yeniden hakim olmayı hissettirir.
3. Depresyona yol açan önemli nedenlerden biri “düşünce hataları” olarak ifade edilen düşünce biçimi, yani olayları değerlendirme şeklidir. Düşünce hataları; ‘-meli, -malı’ şeklinde düşünme, abartma, ‘ya hep ya hiç’ şeklinde düşünme, etiketleme ve kişiselleştirmedir.
‘-meli, -malı’ şeklinde düşünme: • ‘Her zaman herkese iyi davranmalıyım’, ‘Her zaman neşeli görünmeliyim’ gibi zorunluluk belirten cümleler kişiyi sıkıntıya sokar. Hiç kimse her zaman iyi davranamaz ve her zaman neşeli olamaz. Olumlu özelliklere sahip olmaya çalışılabilir, fakat olamayınca kişi kendisini cezalandırmamalıdır. Abartma: • İkinci bir düşünce hatası abartmadır. Depresyondayken, özellikle olumsuz olaylar daha da abartılır. Bazen günlük olaylar bile üstesinden gelinemeyecek zorluklar olarak görülebilir. Olaylar felakete dönüştürülmeden önce, düşünüldüğü kadar kötü olup olmadığını değerlendirmeye gayret edilmelidir.
‘ya hep ya hiç’ şeklinde düşünme • Bu düşünce hatasına şöyle bir örnek verilebilir. ‘Bir insan ya hep başarılıdır, ya da hep başarısızdır.’ İnsan böyle bir düşünceye sahipse, bir tek başarısızlığı bile hoş göremez. Örneğin; ‘Hayatımda iyi giden hiçbir şey yok, her şey kötüye gidiyor.’ Oysa hayatta her şey iyi ya da kötü olamaz. Bazı şeylerin kötüye gittiğini fark etmek, her şeyin kötü olduğu anlamına gelmez.
Etiketleme • İnsan bir işi başaramadığında kendisini ‘işe yaramaz ve beceriksiz’ biri olarak nitelendiriyorsa, etiketleme hatası yapıyor demektir. Her insanın olumlu ve olumsuz yönleri vardır. Böyle olumsuz sıfatlardan uzak durulmalıdır, çünkü çoğunlukla gerçeği yansıtmazlar ve insanın kendisini kötü hissetmesine yol açarlar.
Kişiselleştirme • Son düşünce hatası, ‘Zaten her şey beni bulur’ ya da ‘Benim yüzümden oldu’ gibi düşüncelerle ilgilidir. Örneğin; pikniğe gitmeyi düşünen ve yağmur yağdığında bunun kendi uğursuzluğundan kaynaklandığını düşünen insanlar gibi. Oysa hiç kimse bütün olumsuz olayları yönlendirebilecek kadar güçlü değildir. • İnsanların kendilerindeki düşünce hatalarını bulmaya çalışmaları ve bunların yerine gerçekçi, yeni, olumlu düşünceler koymaya gayret etmeleri depresyonla başa çıkmada faydalı olacaktır.
DEPRESYON NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Depresyon çeşitli şekillerde tedavi edilebilir. En sık kullanılan tedavi yöntemleri ilaç ve/veya psikoterapidir. Psikoterapi daima faydalıdır ama bazı tip depresyonlar için tek başına yeterli değildir; ilaç tedavisine de ihtiyaç duyulur. Her iki tedavinin beraber uygulandığı durumlarda ilaç tedavisi tek başına psikoterapi uygulanmasına göre depresyonun daha çabuk iyileşmesini sağlar.
Gerek depresyon tedavisinde etkili olduğu bilinen psikoterapiler (bilişsel davranışçı terapi, kişilerarası psikoterapi) gerekse de ilaç tedavilerinde yaklaşık %60-70 civarında hasta, verilen ilk tedaviye cevap verirler. Bu oran daha sonra tedaviye cevap vermeyen hastalarda başka yöntemlerin de eklenmesiyle %90’lara yaklaşır.
Hafif ve orta şiddetli depresyonda bu konuda yetkin kişilerce uygulanan bilişsel davranışçı terapiyle ilaç etkisine yakın oranda başarı elde edilebilir. Ancak tek başına terapi uygulandığı durumlarda ilk haftalarda daha sık görüşme yapmak gerekebilir. Gerek psikoterapi gerekse de ilaç tedavisiyle elde edilen olumlu oranlar bu terapilerin düzenli ve uygun koşullarda uygulanmasıyla sağlanır.
Depresyon tedavisi için kullanılan antidepresan grubu ilaçlar bağımlılık yapmaz. Bu ilaçlar başlanırken veya bırakılırken doktor önerisiyle hareket edilmesi gerekir. Depresyon belirtilerinde düzelme genellikle 2-3 haftada başlar. Bununla birlikte ilaçtan tam olarak faydalanma zamanı 8 haftaya kadar uzayabilir. Genel olarak eğer ilk defa depresyon tedavisi alıyorsanız düzelmeden sonra ilaç tedavisi 3-6 aya kadar sürdürülür. Eğer birden fazla depresyon atağı geçirmişseniz o zaman ilaç tedavisi daha uzun süre verilebilir. İlaç alırken birtakım yan etkiler hissedersiniz. Çoğu zaman bunlar hafif ve 7-10 gün içinde kaybolan yan etkilerdir. Eğer sizde bir yan etki yaşarsanız bunu tedaviyi öneren doktorunuzla konuşmanız uygun olur.
İlacı doktorunuzun önerdiği şekilde kullanmanız çok önemlidir. İlacı gün atlamadan düzenli kullanmanız, ilaç alırken alkol kullanmamanız, doktorunuza başvurmadan ilacı azaltmamanız ve kesmemeniz gerekir.
Depresyonu Olan Tanıdıklarınıza Yardım Etmek
Depresyon tedavisinde aile ve yakınların tedaviye katılımı önemlidir. Depresyon bir kuruntu değil hastalıktır ve mümkün olduğu kadar erken tedavi edilmeli, bu konuda uzmana başvurulmalıdır.
Bu açıdan bakıldığında depresyonu olan yakınlarımıza yardım için yapabileceklerimiz:
-Konuşmak ve dinlemek, nasıl hissettiğinin sorulması ancak zorlanmaması, bu diyalogların hafif ve rahatlatıcı olması, ihtiyaç duyduklarına konuşabileceklerini bilmeleri,
-Depresyon belirtileri ve olası tedaviler konusunda bilgi edinmek,
-Tedavi planlarının devam ettirilmesinde destek olmak, ilaçların takibi,
-İntihar düşüncelerine karşı takipte olmak, gerçekten bunu yapmayacağını düşünseniz bile düşünceleri ciddiye almak,
-Günlük olaylarla ilgili yardımda bulunmak, temel bakım konularında (yemek, temizlik gibi) destekleyici olmak,
-Depresif olmadığı zamanlarda yapılan aktivitelerin (spor, hobiler gibi) devamı için destek olmak.

“DEPRESYON: GLOBAL KRİZ”
Dünya Ruh Sağlığı Federasyonu
Depresyon: Küresel Topum Sağlığı Sorunu
Günümüzde depresyonun dünya genelinde yaklaşık 350 milyon kişiyi etkilediği tahmin
edilmektedir. 17 ülkede uygulanan Dünya Ruh Sağlığı Araştırması’ nda, 2011 yılında 20 kişiden 1’inin
önceki yıl depresif bir epizod geçirdiği saptanmıştır. Depresyon, genellikle genç yaşta başlar, bireyin
işlevselliğini azaltır ve yeniden ortaya çıkma olasılığı yüksektir. Bu nedenlerle hastalığa bağlı yaşam
boyu kaybedilen yıllar açısından önde gelen nedenlerden biridir.
Her depresyonun genellikle bir öncesi vardır ve depresyon çoğu zaman insanların uzun süreli
yaşam zorlukları ve kendi güçlerini aşan beklentiler karşısında gösterdikleri ruhsal ve bedensel bir
tepkidir. Hastalık sinsice gelişir, belirtiler giderek şiddetlenir ve sonunda kalıcılaşır.
Depresyon beklenmedik anda birdenbire de patlak verebilir. Çoğu durumda hem doktorlar
hem de hastanın kendisi, önceleri bunun bedensel bir hastalık olduğunu düşünürler. Belirtiler hastasına
göre değişir. Kadınlarda ve erkeklerde hastalık belirtileri farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Başlangıçta
görülebilecek olası belirtiler, uykusuzluk, dikkat dağınıklığı ya da kuruntulardır. Bazı hastalar hiçbir
şeyden zevk almaz olur, bazılarında büyük bir huzursuzluk ağır basar. Depresyon iş ve aile yaşamında
artan bir hırçınlık ve saldırganca davranışlar biçiminde de kendini gösterebilir.
Baş, sırt ya da karın ağrıları, bir depresyonun belirtileri olarak ön planda bulunabilir. Bazan
hasta korku krizine kapılır, nefes darlığı içinde karabasanlar yaşar. Ayrıca cinsel ilgileri de kaybolmaya
yüz tutabilir. Depresyon hastalığı çok farklı şiddetlerde ortaya çıkabilir. Ağır bir depresyon durumunda
hasta gündelik yaşamını kendi başına sürdüremez hale gelir. Mümkün olduğu kadar erken aşamada
müdahalede bulunmak önemlidir. Konuyu bir uzmanla görüşün.
Depresyon hastalarının hepsinde aynı belirtiler görülmez ve bütün hastalar aynı sıkıntıları
yaşamaz. Depresyon kader olmadığı gibi ceza da değildir. Depresyon bir kuruntu değil hastalıktır ve
mümkün olduğu kadar erken tedavi edilmelidir.
Veriler: Dünya Genelinde Depresyon
-Yaşam boyu yaygınlık çoğunlukla %8-10 arası,
-Bütün kültürlerde belirtiler tanımlanabilir,
-Kadınlarda %50 daha fazla,
-Fakirlik ciddi bir etken,
-Düşük eğitim ciddi bir etken,
-Çekirdek ailede depresyon tanısı varsa diğer üyelerde %50 depresyon gözlenebiliyor,
-Şiddete maruz kalmak ciddi bir etken,
-Ayrılmış veya boşanmış olmak özellikle erkeklerde ciddi bir etken,
-Dünya genelinde hastaların ancak %25’i tedavi görebiliyor, bazı ülkelerde bu %10’un altında,
Ekonomik Krizin Sonucu Olarak Depresyon
Ekonomik krizler ve belirli ruh hastalıkları arasında nüfus bazlı araştırmalar sonucunda anlamlı
sonuçlar bulunmasa da son zamanlarda ABD, Asya ve Sovyet Rusya’da yaşanan krizlerin depresyon
başta olmak üzere birçok ruhsal hastalık ile ilgisi olduğuna dair bulgular elde edilmiştir. Ekonomik kriz
dönemlerinde depresyonun ve intihar eğilimlerinin takibi rutin bir önleme stratejisi olmalıdır.
Sistem Güçlendirme: Ekonomik Zorluk Döneminde Sağlık Sistemini Geliştirmek
Ekonomik kriz tüm toplumları etkiledi, bu nedenle sağlık sistemimizi depresyona ve ekonomik
krizin diğer etkilerine karşı güçlendirmeliyiz. Sağlığın teşviki, toplumsal müdahaleler, erken tanı,
uygun tedaviler ve hepsinden önemlisi damgalamacılıkla mücadele ederek ve servislere ulaşımı
kolaylaştırarak tüm servis kullanıcılarına ve ailelerine umut vermek önceliklerimiz olmalıdır.
Depresyonun Ekonomik Etkisi
Dünya genelinde depresyon ve bağlantılı ruhsal sorunlar ciddi bir ekonomik yük
oluşturmaktadır. Sadece depresyon hastalarının bireysel iş gücü kayıpları değil; aileleri, içerisinde
bulundukları toplumlar, işverenler, ruh sağlığı ve genel sağlık sistemlerindeki harcamalar düzeyinde de
yük oluşturmaktadır. Bu ekonomik sonuçların ciddiyeti göz önüne alınarak engelleme ve tedavi
aşamalarına gereken önem verilmelidir.
Depresyon ve Diğerlerine Etkisi
Günümüz toplumlarında ruhsal sorunlara sahip bireylerin diğer bireylere tehlike yaratabileceği
şeklinde olumsuz bir önyargı vardır. Bu önyargı depresyon için pek görülmemekle birlikte depresif
bireylerin kendilerine zarar vermeleri yani intihar düşünceleri üzerinde daha çok durulur. Ancak
buradan ortaya çıkan bir diğer tehlike de önce başkasını öldürüp ardından intihar etme davranışıdır.
Depresif annelerin çocuklarına zarar verme ve öldürme davranışları normal annelere göre 6 kat daha
fazladır. Bu durumlar dünya genelinde ciddi bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır.
Veriler: Depresyonlu Tanıdıklarınıza Yardım Etmek
Depresyon tedavisinde aile ve yakınlar hayati bir önem taşımaktadır. Bu açıdan bakıldığında:
-Konuşmak ve dinlemek, nasıl hissettiğinin sorulması ancak zorlanmaması, bu diyalogların hafif ve
rahatlatıcı olması, ihtiyaç duyduklarına konuşabileceklerini bilmeleri,
-Depresyon, belirtileri ve olası tedaviler konusunda bilgi edinmek, depresyon hastasını anlayabilmek
için önemli bir etken,
-Tedavi planlarının devam ettirilmesinde destek olmak, ilaçların takibi, psikoterapik müdahalelerin
devamlılığı ve gerek görülüyorsa farklı yardım seçenekleri aramak,
-İntihar düşüncelerine karşı takipte olmak, gerçekten bunu yapmayacağını düşünseniz bile düşünceleri
ciddiye almak,
-Günlük olaylarla ilgili yardımda bulunmak, temel bakım konularında (yemek, temizlik gibi) destekleyici
olmak,
-Deprese olmadığı zamanlarda yapılan aktivitelerin (spor, hobiler gibi) devamı için destek olmak.
Hareket Çağrısı
-Birinci basamakta tedavi sağlanmalı. Ruh sağlığı hizmetlerine ulaşımın tüm topluma yayılması
isteniyorsa birinci basamakta etkin tedavilerin sunulması zaruridir.
-Psikotropik tedaviler ruh sağlığı sisteminin tüm basamaklarında sağlanmalıdır. Psikososyal
müdahalelerin ve yüksek eğitimli personelin bulunmadığı bölgelerde ilaç tedavisi büyük önem arz
etmektedir.
-Toplum temelli hizmetler enstitü bazlı hizmetlere göre; yaşam kalitesini arttırıcı, daha etkili, insan
haklarına daha saygılı ve daha az masraflı oldukları için tercih edilmelidirler.
-Tüm ülkelerde ruh sağlığı açısından toplumu bilinçlendiren ve eğiten kampanyalar yürütülmelidir.
-Topluluklar, aileler ve tüketiciler; program, servisler ve politikaların üretilmesi-geliştirilmesi
noktalarında rol almalıdırlar.
-Ruh sağlığının geliştirilmesi için politikalar, yasalar ve programlar uygun bir şekilde geliştirilmelidir.
-Ruh sağlığı profesyonelleri arttırılmalı ve eğitimleri geliştirilmelidir.
-Diğer ilgili sektörler ile işbirliği yapılmalıdır.
-Toplumun genel ruh sağlığı sürekli takip edilmeli ve raporlanmalıdır.
-Ruh sağlığı ile ilgili tanı ve tedavilerin geliştirilmesi için biyolojik ve psikolojik araştırmaların
desteklenmesi gerekmektedir.

 

 

Aktüel İntermedya / SAĞLIK

 

You may also like

Popular News