Türkiye, Terörle Mücadelesini Tek Başına Yürütmek Mecburiyetinde

Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde, vali yardımcıları ve kaymakamlara hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin içeride ve dışarıda çok büyük saldırı altında olduğunu vurgulayarak, “Uluslararası alanda ve sınırlarımız dışında verdiğimiz mücadelenin başarısının birinci şartı, ülkemizin içini sağlam tutmamızdır. Eğer, biz kendi topraklarımızın içinde huzuru, güveni, refahı temin edemezsek, dışarıda ne sözümüzün bir kıymeti kalır ne de tek bir adım atacak zemin bulabiliriz” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 10 Ocak İdareciler Günü vesilesiyle vali yardımcıları ve kaymakamlarla öğle yemeğinde bir araya geldi. Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleşen yemekte, Cumhurbaşkanı Erdoğan bir konuşma yaptı.

Konuşmasının başında Cumhurbaşkanlığı Külliyesini teşriflerinden dolayı vali yardımcılarına ve kaymakamlara teşekkür eden ve kendilerinin İdareciler Günü’nü tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Derik Kaymakamı Muhammed Fatih Safitürk başta olmak üzere, görevi başında şehit edilen tüm idarecilere ve şehitlere Allah’tan rahmet dileğinde bulundu.

“İDARECİLERİMİZ, DEVLETLE MİLLET ARASINDAKİ KÖPRÜDÜR”

İdarecilerin, sadece devletin gücünü değil, aynı zamanda şefkatini de temsil ettiğine işaret ederek, ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ sözü ile bunun kastedildiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunun için idarecilerimizi, devletle millet arasındaki köprüler olarak görüyoruz. Özellikle kaymakam unvanı taşıyan idarecilerimiz, doğrudan sorumluluk üstlenen, kişisel kabiliyetleri ve gayretleriyle görev yaptıkları yere damga vurma imkânına sahip kişilerdir” diye konuştu.

İdarecilerin, günün 24 saati, haftanın 7, yılın 365 günü çalışacak bir tempoyla işlerine sarılmadıkları takdirde milletle güçlü bir ilişki kuramayacağını ve görev yaptıkları yerde kalıcı izler bırakamayacağını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Bu fedakârlığı göze alamayan kişi, kusura bakmasın, yanlış meslek seçmiş demektir. İdareci değil de memur olacak kişiyi sorumluluk makamına oturtmuşsak, biz de bir yanlış yapmışız demektir. Bazen şahsen karşılaştığım da oluyor, öyle idarecilerimiz var ki, mazeret üretirken gösterdiği mahareti iş üretirken ortaya koysa, zaten mesele bitecek. Başarılı olan arkadaşlarımızı, ‘marifet iltifata tabidir’ sözüne uygun şekilde takdir ederken, aynı çabayı göstermeyenleri de süratle ayıklamak mecburiyetindeyiz. Unutmayınız ki, Yeni Türkiye’yi sizlerle birlikte inşa edeceğiz. Ülkemizin ve milletimizin içinden geçtiği şu kritik dönemde, idarecilerimizin basireti ve çabası belirleyici öneme sahiptir. İnşallah, bu süreci hep birlikte alnımızın akıyla yönetecek ve ülkemizin önünü açacağız.”

“SURİYE VE IRAK’TAKİ HER GELİŞME, TÜRKİYE’Yİ DOĞRUDAN İLGİLENDİRİYOR”

Türkiye’nin, içeride ve dışarıda, çok büyük bir saldırı altında olduğuna ve Suriye ile Irak’ta yaşanan her gelişmenin Türkiye’yi doğrudan ilgilendirdiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu ülkelerde ortaya çıkan insani krizlere duyarsız kalmayacaklarını, tüm dünya sırtını dönüp kapılarını kapatsa dahi, bu bölgelerde yaşayan insanlarla ortak geçmiş ve akrabalık ilişkileri ile müşterek kültürü unutup aynı yola başvurmayacaklarını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’de 3 milyonun üzerinde Suriyeli ve Iraklının misafir edilerek, devlet ve millet tarafından onlara sahip çıkıldığını hatırlatarak, “Başlangıçta kısa süreli bir misafirlik olarak gördüğümüz bu durum, zaman uzadıkça yeni ve daha köklü tedbirleri gerekli kılmıştır. Sınırlarımız içinde yaşayan milyonlarca kişi arasında eğitimi, birikimi, imkânları ve diğer şartları o kadar üst seviyede olanlar var ki, bu insanları bir kenara koymak inanın insani değerler açısından bir ihanet olur. Bu insanlar arasında ülkemize de ciddi katkı sağlayabilecek olanlar var. İçişleri Bakanlığımız bu tür kişilere aileleriyle birlikte vatandaşlık vermeye yönelik şu anda bir çalışma yürütüyor. Eğitimden, sağlığa, soysal güvenlikten mülkiyete kadar pek çok sorunun çözümüyle ilgili yürütülen çalışmalar olduğunu biliyorum. Tabi asıl çözümün Suriye ve Irak’ın yeniden güvene, istikrara, huzura kavuşması olduğu gayet açıktır, bu yönde de çok ciddi gayret gösteriyoruz” açıklamalarını yaptı.

“SURİYE VE IRAK’TA HER TÜRLÜ İNİSİYATİFİ ALIYORUZ”

Bölgedeki gelişmelere doğrudan veya dolaylı etkisi olan ülkelerin önemli bir bölümünün, Suriye ve Irak halklarını esenliğe kavuşturmak diye bir dertlerinin olmadığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu hakikati görenlerin sayısı çoğaldıkça çözüm yolları kendiliğinden açılacaktır. Biz bu anlayışla Suriye’de ve Irak’ta her türlü adımı atıyor, her türlü inisiyatifi alıyoruz” dedi.

Bu ülkelerin huzur ve güvenliğinin, Türkiye’nin huzur ve güvenliği anlamına geldiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dikkat ederseniz, biz ne zaman sahaya indiysek, bu ülkelerle ilgili tehdit değerlendirmeleri ve öncelikleri o anda değişti. Düne kadar DEAŞ’la mücadeleyi ilk sıraya koyan ülkelerin bugün neredeyse DEAŞ’ı himayeleri altına alacak hâle geldiklerini ibretle takip ediyoruz. Bölgenin tarihî, dini, etnik, kültürel yapısını dikkate almadan, tamamen kâğıt üzerindeki planlamalarla yürütülen projeler birer birer çöküyor. Türkiye işte tüm bu kaos içerisinde hem kendisi, hem de kardeşleri için en iyisini yapmanın çabasını veriyor” diye ekledi.

“BİRLİĞİMİZİ MUHAFAZA EDEBİLMEMİZİN SEBEBİ, MİLLETİMİZİN FERASETİDİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Uluslararası alanda ve sınırlarımız dışında verdiğimiz mücadelenin başarısının birinci şartı, ülkemizin içini sağlam tutmamızdır. Eğer, biz kendi topraklarımızın içinde huzuru, güveni, refahı temin edemezsek, dışarıda ne sözümün bir kıymeti kalır ne de tek bir adım atacak zemin bulabiliriz. Terör örgütlerini adeta vardiya usulü ülkemizde eylem yapmaya teşvik edenler işte bunu istiyor. 2013 yılından beri ardı ardına yaşadığımız sıkıntılar, hem güvenlik boyutuyla, hem siyasi sonuçlarıyla, hem ekonomik veçhesiyle bizi içeride sıkıştırıp dışarıda etkisiz hâle getirme amacıyla tetikleniyor. Farkında olmadan veya gayet bilinçli bir şekilde bu oyuna dâhil olan, figüranlık yapan bir kesim elbette var. Ama hamdolsun, milletimiz kahir ekseriyetiyle bu oyunu çözmüştür, çökertmiştir. Bunca badire yaşamamıza rağmen birliğimizi, beraberliğimizi, huzurumuzu muhafaza edebilmemizin sebebi, milletimizin ferasetidir. Dikkat ederseniz, milletimiz ülkesine ve devletine sahip çıktıkça karşımızdakiler ahlaksızlık çıtasını sürekli yükseltiyor. 15 Temmuz darbe girişimi başta olmak üzere bu uğurda ellerindeki tüm malzemeyi kullandılar, kullanıyorlar. Zahirde birbirine düşman gibi gözüken örgütleri, kesimleri bu amaçla bir araya getirip iş birliği hâlinde çalıştırıyorlar.”

Türkiye’nin karşısında isimleri farklı harflerden oluşuyor ve söylemleri farklı görünüyor olsa da aslında aynı örgüt olduklarını; hepsine birden terör örgütü, mensuplarına da terörist dendiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Maruz kaldığımız saldırılar gösteriyor ki, bölücü örgütle, DEAŞ, FETÖ’yle, DHKP-C’yle arasında bizim açımızdan herhangi bir fark yoktur, hepsi de ülkemizin ve milletimizin düşmanıdır. Hepsi de gözünü kan bürümüş, ellerine fırsat geçtiğinde devletimizi yok etmeye ant içmiş, zihinlerini ve bedenlerini kiraya vermiş bir katiller güruhudur. Bu örgütler, yıllardır kullananları, sosyolojik tabanlarını oluşturan kesimleri dahi dehşete düşüren kan dökücülükleriyle çağımızın barbarları durumundadır” şeklinde konuştu.

“TÜRKİYE OLARAK, GÜÇLÜ OLMAK ZORUNDAYIZ”

Bu kanlı yapıların en büyük gücü, terör konusundaki hassasiyetleri sadece kendi sınırlarından ibaret olan devletlerden aldığını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerinin devamında şu değerlendirmelere yer verdi: “Bir terör örgütü Orta Doğu’da, Güney Asya’da, Kuzey Afrika’da ne kadar insan öldürürse öldürsün, aynı örgütün Batıda bir tek kişiye zarar vermesi karşısında gösterilen tepki ortaya konmaz. Bunun en basit örneğini Paris’te, Brüksel’de, Berlin’de yaşanan terör saldırıları ile İstanbul, Ankara, İzmir’de gerçekleştirilen terör saldırılarına verilen tepkilerde görebiliriz. Daha 15 Temmuz’u saymıyorum bile. Daha mültecilere gösterilen insanlık dışı davranışları saymıyorum bile. Daha çocukların, kadınların, yaşlıların katledildiği saldırılar karşısındaki duyarsızlığı saymıyorum bile. Dünyada pek çok ülkenin sergilediği bu ikiyüzlü tavırdan dolayı üzüntü duyuyoruz. Ben Myanmar’ı saymıyorum bile, o insanların nasıl acımasızca meydanlarda coplarla döverek öldürdüklerini saymıyorum bile.”

Türkiye’nin kendi göbeğini kendisinin kesmesi gerektiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yaşadıklarımız bize şu gerçeği açıkça izhar etti: Türkiye terörle mücadelesini ve bunun için bölgesinde yürüttüğü tüm operasyonları tek başına kendi imkânlarıyla ve kendi evlatlarıyla yürütmek mecburiyetindedir. Bu durumu anlamayan veya buna karşı çıkan, hakikatlere gözünü kapatıyor demektir. Dostluk, müttefiklik, iyi ilişkiler, dayanışma, iş birliği gibi hususlar ancak siz güçlüyseniz bir karşılık buluyor, yoksa inanın sözden ibaret kalıyor. Bunun için Türkiye olarak güçlü olmak zorundayız, ülke olarak güçlü olmalıyız, Hükûmet olarak güçlü olmalıyız. Askerimizle, polisimizle, istihbaratımızla, savunma sanayimizle, hariciyemizle güçlü olmalıyız ve elbette en başta mülkiye teşkilatımızla güçlü olmak zorundayız” görüşlerini paylaştı.

 

Aktüel İntermedya / GÜNDEM

 

You may also like

Popular News