Alman Makamları, Faşist ve Nazi Kalıntısı Gösterilere Fırsat Vermemeli

Cumhurbaşkanı Erdoğan, France 24 televizyonuna verdiği mülakatta, “Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzde 52’yle halkı tarafından seçilmiş bir Cumhurbaşkanının Almanya’daki Türk soydaşlarıyla bir araya gelmesini engellemek, onlarla bir sohbette bulunmasını engellemek, ona fırsat vermemek, Almanya’nın ne kadar özgürlükçü olduğunu göstermesi bakımından çok önemli” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, France 24 televizyon kanalına bir mülakat verdi. Türkiye’nin iç gündeminin yanı sıra bölgesel konular ile ilgili açıklamalar yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, gündemdeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

“KÖRFEZ’İN EN GÜÇLÜ ÜLKESİ SUUDİ ARABİSTAN BÖLGEDE BİR KRİZ ÇIKMASINA MÜSAADE ETMEMELİ”

Katar’la ilgili yaşananlar ve Mısır’ın ilettiği 13 maddelik yaptırım hatırlatılarak, “Bir çözüm hâlâ mümkün müdür, yoksa bu gerilim daha da tırmanır mı sizce, bir askerî çatışmaya kadar gider mi?” sorusuna verdiği cevapta, bölgede zaten Suriye ve Irak gibi ciddi iki krizin olduğunu ve yeni bir kriz istemediklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan’ın Körfez’in en güçlü ülkesi olduğuna işaret etti ve “Suudi Arabistan Kralından bizim isteğimiz; bu bölgenin büyüğü olarak hem yaşça, hem ekonomik olarak, yani burada bir krizin çıkmasına müsaade etmemesidir, biz hep bunu istedik. Bu 13 maddelik yaptırıma gelince, bu 13 maddelik yaptırım bir devleti devlet olmaktan çıkarma yaptırımıdır” diye konuştu.

Söz konusu maddeleri, “Asla kabul edilemez” olarak niteleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yani burada öyle maddeler var ki bu maddeler tamamıyla; ‘ben seni devlet olarak tanımıyorum, dolayısıyla sen devlet olarak bütün işlevlerinden vazgeçeceksin’ demektir. Böyle bir şeyi kabul edemeyiz. Kaldı ki, burada mesela Türkiye Katar’la savunma anlaşması yapmıştır 2014’te, bu savunma anlaşmasında Katar’da bir üs kurma olayı var ve Katar’ın bu talebine biz de evet dedik. Ve ben o yıl aynı talebi Suudi Arabistan’a yaptım ve Suudi Arabistan’a da aynı şekilde ‘isterseniz Suudi Arabistan’da da bir üs kurabiliriz’ dedim. Onlar bana o zaman, ‘biz bunu bir değerlendirelim’ dediler. Ve biz tabi bu arada Katar’daki bu çalışmalarımıza devam ettik ve şu andaki üs çalışmaları 2014’te başlayan çalışmadır. Şimdi ne diyor? ‘Türkiye’nin oradaki üssünü kaldıracaksın’ diyor” sözlerine yer verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Peki, bunu yapmaya hazır olur musunuz acaba bir jest olarak?” sorusuna, “Yani böyle bir şeyi Katar istemedikten sonra böyle bir şeyi biz yapmayız, asla yapmayız” cevabını verdi. Böyle bir ihtimalin olabileceğini Katar’ın kendilerine iletip iletmediğinin sorulması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şimdi böyle bir şeyi CENTCOM için niye istemiyorlar? Şimdi orada Amerika’nın da üssü var, Fransa’nın da üssü var, onlar için niye böyle bir şey istenmiyor da Türkiye için isteniyor? Türkiye olarak bir defa biz Katar’la olan anlaşmamıza sadığız ve bunun sonuna kadar sahibiyiz” Şeklinde cevapladı.

“KATAR’I BİR ‘TERÖR DEVLETİ’ OLARAK KABUL ETMEK MÜMKÜN DEĞİL”

Katar’dan krizin çözümüne yönelik olarak böyle bir talebin gelmesi durumunda “Katar’ın bizden böyle bir ricası, böyle bir talebi olursa, biz tabii ki istenmediğimiz yerde olmayız” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölge ve dünya liderleriyle yaptığı görüşmelerden sonra, kısa süre içinde Katar krizinin çözümleneceğine ilişkin bir izlenim edinip edinmediği yönündeki soru üzerine umutsuz olmadığını söyledi ve şunları kaydetti: “Yani şu anda Batı zaten Körfez’deki ülkelerin bu tavrına destek vermiyor, biz de vermiyoruz. Çünkü bu uygulamalar yanlış, böyle bir uygulama olamaz, yani gıdaydı, ilaçtı, giyim-kuşamdı vesaire, bütün bu yaptırımlar olabilecek şeyler değil. Ve Katar’ı adeta bir ‘terör devleti’ olarak kabul etmek asla mümkün değil. Çünkü Katar, ben 15 yıllık Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı dönemimde Katar’ı hep teröre karşı mücadele veren bir ülke olarak tanıdım. Kimse bize yalan-yanlış bazı şeyleri yutturmasın. Ve Katar’la münasebetleri gerek baba Emirle, yani Sayın Hamad’la, gerekse Sayın Tamim’le olan münasebetlerimizde biz hep müşterek olarak terörle mücadele ettik, asla teröre destek vermedik. Mesela bu konuda Fransa da aynı şekilde Katar’ı tanıyor, yani Katar’ın teröre destek verdiğini kabul etmiyor. Çünkü Fransa’yla da Katar’ın zaten münasebetleri gayet iyi… Biz biliyorsunuz bir telekonferans yaptık, üçlü görüşme yaptık Sayın Macron, Tamim ve ben, üçlü görüşmede de bu konuları etraflıca ele aldık, bunları konuştuk ve buralarda mutabıkız.”

“ALMANYA’NIN YAKLAŞIM TARZI ÜZÜCÜ”

G-20 Zirvesi münasebetiyle Almanya’ya yapacağı ziyareti ile ilgili kimi Alman makamlarının, Almanya’da yaşayan Türklere hitap etmesini istemedikleri yönündeki açıklamalarını hatırlatan sunucunun, “Almanya gerçekten sizi ağırlayacakmış gibi bir intiba uyandırdı mı?” sorusuna karşılık Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yaklaşım tarzlarını uluslararası siyasette özellikle de özgürlükler noktasında ve gelişen, ilerleyen demokrasi noktasında çok çok üzücü bulduğunu ifade etti.

“Zira Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzde 52’yle halkı tarafından seçilmiş bir Cumhurbaşkanının Almanya’daki Türk soydaşlarıyla bir araya gelmesini engellemek, onlarla bir sohbette bulunmasını engellemek, ona fırsat vermemek, Almanya’nın ne kadar özgürlükçü olduğunu göstermesi bakımından çok önemli” ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: “Hele hele Almanya’da başbakanlık önünde açılan bir pankart var ve bu açılan pankartın arkasında bir otomobil, ‘eğer bu otomobili kazanmak istiyorsanız bu diktatörleri öldürün.’ Kimdir o diktatörler? Erdoğan, Putin ve Suudi Arabistan Kralı Selman. Bunlar orada sergilenirken Alman polisi de orada. Alman polisinin gözleri önünde böyle bir suça teşvik, şiddete teşvik, bu yapılıyor ve buna Alman makamları ne yazık ki ses çıkarmıyor.”

“ALMANYA’DAKİ G-20 TOPLANTISINA GİDECEĞİM”

Sunucunun “G-20’ye gitme kararınızı tekrar gözden geçirmeyi düşünür müsünüz acaba bu saldırılar nedeniyle, yoksa tüm bunlara rağmen gidecek misiniz?” şeklindeki sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunlara rağmen ben tabii G-20’ye gideceğim, bu çok çok ayrı bir konu, bunu da tabii G-20’de dile getireceğim, çünkü G-20 bunlar için var. G-20, dünyanın ekonomide yüzde 80’ini temsil eden bir oluşum. Ve hele hele gündeminde terörle mücadelenin de olduğu, mülteci sorunlarının olduğu, böyle bir G-20 öncesinde bu tür kampanyaların Almanya’da yapılıyor olması, gerçekten düşündürücüdür, üzücüdür” cevabını verdi.

Türkiye’nin Almanya’da 3 milyon vatandaşı bulunduğuna, bunların içerisinde yaklaşık 1,5 milyonunun çifte vatandaş olduğuna dikkat çekerek, “Burada Alman makamlarının çok daha dikkatli olması gerekir diye düşünüyorum” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Acaba Almanya’yı, Hollanda’yı Nazilere benzer davranışlar sergilemiş olmakla, böyle bir açıklama yaptığınızdan pişman mısınız, belki biraz aşırıya kaçtığınızı düşünüyor musunuz, bir hata olarak değerlendirir misiniz?” sorusuna verdiği cevapta şu değerlendirmelerde bulundu: “Bundan dolayı hiç pişman değilim. Çünkü bu hareket Nazizm’de olan bir harekettir, tamamen faşizmin bir tezahürüdür. Nitekim şu anda yapılan bu hareketi faşizmin dışında neyle izah edebiliriz? Bu ancak faşist yapılarda olan bir harekettir ve faşizandır. Ama böyle bir faşizan yapıya, uygulamaya Alman makamlarının fırsat vermemesi lazım. Teröre nasıl fırsat vermiyorsak, faşist ve Nazi kalıntısı bu tür gösterilere de Alman makamlarının fırsat vermemesi lazım. Eğer buna benzer şeyler benim ülkemde oluyorsa, benim de buna fırsat vermemem gerekir.”

Önemli olanın faşizm ve Nazizm kavramları olduğunu, bu kavramlar içinde değerlendirilecek uygulamalara karşı yönetimlerin tedbir alıp almadığının olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ben burada kalkıp da Alman yönetimini faşist bir yönetim olarak nitelendirmiyorum ki, bu uygulamayı yapanları eleştiriyorum, bunları gündeme getiriyorum. Bunlara karşı duranların bunları engellemesi lazım” diye ekledi.

“BATI, DARBEYİ DEMOKRASİYE TERCİH ETTİ”

Mülakatta sunucunun; özelde Almanya’nın, genelde Avrupa’nın, 15 Temmuz darbe girişinden sonra Türkiye’de olan biteni bir baskı olarak değerlendirdiğini, Türkiye’ye yönelik eleştirilerinin, binlerce kişinin görevlerinden alınmasına ve soruşturulmasına olduğunu ve bu uygulamalarla Türkiye’nin Avrupa’dan ve demokrasiden yavaş yavaş uzaklaştığını düşündüğünü söylemesi üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, önce bu konuda Avrupa’nın değerlendirmelerine dikkat etmesi gerektiğini dile getirdi.

Doğu Almanya’yla ile Batı Almanya birleştiği zaman devletin kurumlarında çalışanlardan yaklaşık 500 bin kişinin işlerinden olduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Önce Almanya bunu bir defa masaya yatırsın. Buna benzer mesela olağanüstü hâl, Fransa’da 10-15 kişi biliyorsunuz terör, böyle bir eylem gerçekleşti ve Fransa olağanüstü hâl ilan etti. Ama bizde devlete karşı bir darbe girişiminde bulunuldu. Bu darbe girişiminde kimse kalkıp da 250 vatandaşımızın öldürülmesini gündeme getirmiyor. 2 bin 193 vatandaşımın yaralanmasını gündeme getirmiyor. Bunca yerler yakıldı, yıkıldı, bombalandı, devletin kendi F-16 uçaklarıyla, helikopterleriyle, tanklarıyla, toplarıyla her yer vuruldu ve kimse bu darbe girişimini gündeme getirmedi. Tam aksine Batı, darbeyi demokrasiye tercih etti. Biz de tam aksine bu darbe girişiminde bulunanları…” şeklinde konuştu.

“BU MİLLETİN DARBE GİRİŞİMİNİ ÖNLEMESİ, ÇOK ŞANLI BİR DİRENİŞTİR”

Batı ülkelerinin yönetimlerinin kastedilerek, “Gerçekten darbenin başarıya ulaşmasını isterler miydi sizce?” sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu karşılığı verdi: “Şimdi sessiz kalmak nedir? Bazıları bunu istiyor girişimi benim halkımda şu anda gerçekleşmiştir, halkım buna böyle bakmıştır. Örneğin burada kınama faaliyetinde bulunanlar bile, yani en erkeni 1 haftayı buldu. Biz isterdik ki o gece kınama faaliyetinde bulunsunlar. Çünkü ne olduysa zaten 24 saat içinde oldu. Eğer 24 saat içerisinde şahsım başta olmak üzere milletim sokaklara dökülmeseydi ve milletimin sokaklara dökülmesiyle her şey 24 saat içerisinde bitmiştir. Bu milletin bir darbe girişimini önlemesi, engellemesi hadisesidir. Bu çok şanlı bir direniştir.”

Sunucunun, Türkiye’de bölücü terör örgütü ve FETÖ ile mücadelede yaşanan gelişmelerin Batıda ‘darbe girişiminin bir bahane olarak kullanılıp bağımsız seslerin ve muhalefetin üzerinde bir baskı aracına dönüştüğüne’ yönelik gibi bir algı olduğunu söylemesi üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi: “Batı kılıf uyduruyor, Batı kılıf uydurmasın, Batı önce dürüst olsun. Böyle bir darbe girişimine kalkıp da kendilerinde olduğu zaman ‘bizde yargı var’ derken, bu tür teröristleri ülkesinde saklayan, ülkesinde gezdiren, her türlü desteği onlara verdiren-veren, Batı kılıf uydurmasın. Örneğin, Almanya’ya ben 4 bin 500 dosya verdim ve 4 bin 500 dosyadan hâlâ bir netice yok. Ve şu anda Almanya ki Alman makamlarının bir kısmı Almanya’ya gelen bu tür teröristlerle ilgili çok ilginç açıklamalar yapıyorlar ve burada bizim haklılığımızı da teyit ediyorlar. Bunlar her an, her fırsatta benim gündeme getireceğim konular olacaktır. Çünkü dünyanın bunları bilmesi lazım. Kabul ederler veya etmezler, biz doğruyu her fırsatta, her bulduğumuz yani objektif olayları değerlendirenlere anlatacağız. G-20 de bunlardan bir tanesi olacak.”

“CHP LİDERİNİN YÜRÜYÜŞÜ; ADALET YÜRÜYÜŞÜ DEĞİL BİR GAFLET YÜRÜYÜŞÜDÜR”

Cumhuriyet Halk Partisi liderinin başlatmış olduğu yürüyüşün de sorulduğu mülakatta “Şunu çok açık net söyleyeyim; Bu bir adalet yürüyüşü değil, bu bir gaflet yürüyüşüdür” değerlendirmesinde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Darbe girişiminde bulundukları gece 15 Temmuz’da şu anda sözde adalet yürüyüşü yaptığını söyleyen zat o gece millet yürürken o havalimanından kaçmıştır ve havalimanından kaçarak hemen o çevrede yakındaki Bakırköy de onların Belediyesidir, o Belediyeye gidip Belediye Başkanının evine sığınmıştır. Bunların adalet arayışı diye bir şey yok. Ve yargıya kalkıp da şu anda bu kadar hakaretler yapan bu kişi, bir defa ajan provokatör durumunda olan bir kişiyi savunuyor. Nedir o? İstihbarat teşkilatları bir defa her zaman güvence altındadır, koruma altındadır. Eğer bu koruma altında olan Millî İstihbarat Teşkilatının siz kalkar da önünü keserseniz, İstihbarat Teşkilatı çalışamaz ve İstihbarat Teşkilatının yapmış olduğu bir eylemde işte FETÖ terör örgütüyle bu zat ne yazık ki iş birliği tutmuştur. Oradaki elde edilen ki bunları bir savcı gelip açamaz, böyle bir açma eylemi içine girmiştir, orada bir yanlış yapmıştır ve bu şu anda mahkûm edilen kişi ise bu bilgileri almış bir gazeteciye ki Can Dündar denilen kişidir o. O da 5 yıl 10 aya mahkûm olmuştur. 5 yıl 10 aya mahkûm olan bu kişi tutuksuz yargılanması devam edecek diye kalkmış Türkiye’den kaçmıştır. Nereye kaçmıştır? Almanya’ya.”

Sözlerinin devamında, “Peki, Almanya’da bu tutuksuz yargılanması devam edecek olan kişi kimler tarafından koruma altına alınmıştır?” sorusunu soran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Başta o dönemin Cumhurbaşkanı tarafından koruma altına alınmıştır. Bir defa, Türk İstihbaratını karalamaya kimsenin hakkı yoktur ve Türk İstihbaratı elinden geleni yapmıştır ve Türk İstihbaratına gölge düşürme gayreti içinde olanlar da yargının onlar hakkında vermiş olduğu karara, kim olursa olsun herkes saygı duymak zorundadır” dedi.

“YÜRÜYÜŞTE EN UFAK BİR HUKUKSUZLUK OLMASI HALİNDE GEREKLİ MÜDAHALE YAPILIR”

“Yürüyüşün devam etmesine izin verecek misiniz barışçıl şekilde ilerlediği takdirde?” sorusuna, “Zaten şu ana kadar kimin güvencesi altında bunlar yürüyor? Bizim güvencemiz altında yürüyorlar” cevabını veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, yürüyüşü aksatma anlamında en ufak bir şey olmasına şu ana kadar fırsat vermediklerini kaydetti ve şu açıklamaları yaptı: “Herhangi bir olumsuzluk yapmamaları hâlinde ki şu anda tabi bir defa kamu düzenini bozuyorlar ve bundan dolayı da vatandaş çok şikayetçi. Niye? Trafiği bir defa aksatıyorlar ve zaman zaman bazı yerlerde bakıyorsunuz 2 saat, 3 saat, 4 saat trafik aksıyor ve vatandaş bu yaz sıcağında bunlara karşı tabi tepki gösteriyor. Ama buna rağmen biz bunları koruma altında diyoruz ki ‘bak kamu düzenini aksatmadan bunu yapın.’ ve bu konuyla ilgili İçişleri Bakanlığımız gerekli olan desteği filan veriyor. Nitekim şu anda kendileri en son Maltepe’de bir mitingle bunu noktalayacaklarını söylüyorlar. Program bu şekilde biter, orada bunu noktalayacak olurlarsa herhangi bir şey zaten söz konusu değildir. Biz de devlet olarak bu konuda verilen sözü yerine getiririz ama en ufak bir hukuksuzluk olması hâlinde de gerekli müdahale yapılır.”

“ABD’NİN İŞ BİRLİĞİ YAPTIĞI TERÖR ÖRGÜTLERİ TÜRKİYE İÇİN TEHDİT UNSURU”

Türkiye’nin tekrar Suriye’nin kuzeyine asker gönderebileceğine ilişkin söylentilerin hatırlatılarak, Türkiye’nin bir müdahalede bulunmaya hazır olup olmadığı yönündeki soruya, Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD’nin iş birliği yaptığı terör örgütlerinin her an Türkiye için tehdit unsuru olduğunun altını çizdi ve “Bu PYD’dir, YPG’dir ve ben bunu Sayın Trump’a da anlattım. Bu iki örgüt, birisi PKK’nın siyasi ayağıdır, bir diğeri ise terörist ayağıdır ama bunların ikisi de terör örgütüdür ve bunların PKK ile bir arada olduğunu biz belgelerle, her şeyle anlattık fakat Amerikalı dostlarımıza bunu anlatamadık” görüşlerine yer verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sunucunun, ABD’nin söz konusu terör örgütlerine ‘DEAŞ ile mücadelede kullanılması’ gerekçesiyle verdiği ağır silahlara işaret ederek, “Sizi pek de dikkate almadıklarını orada görüyoruz çünkü tam tersini yapıyorlar” değerlendirmesine cevaben, ABD’nin bu terör örgütlerine desteğinin sürdüğünü kaydetti ve “Tabii şu anda Amerika’nın biliyorsunuz Kuzey Suriye’de 7 tane bir defa hava üssü var, 17 tane üs var. Şimdi bütün buralarda ağır silahlar, hafif silahlar buralarda bulunduruluyor. Kime veriyorlar bunları? PYD’ye. Peki, bize ne söylüyorlar? ‘Biz bu silahları daha sonra geri alacağız’ diyorlar. Şimdi kimse kimseyi aldatmasın” değerlendirmesini yaptı.

“BÖLGEDE DEAŞ’A EN BÜYÜK ZAYİATI VERDİREN BİZİZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Pek inanmıyorsunuz herhalde siz onlara bu konuda?” demesinin ardından şöyle konuştu: “Hayır, buna inanmak mümkün değil ki. Şu anda bu silahlar PYD’ye verilmiştir ve onlarda kalacaktır, bunlara inanmak mümkün değil. Bir zaman Sayın Obama döneminde de verdikleri silahların bir kısmı DEAŞ’a gitti. Şu anda DEAŞ’ın elinde Amerika’nın silahları var; bunları biz gördük, yaşıyoruz. Rakka’ya biz beraber bu mücadeleyi yapabilirdik. Niye bizimle beraber yapmadı? Eğer samimiyse bunu beraber orada yapardık. Bölgede şu anda DEAŞ’a en büyük zayiatı verdiren biziz. Şu ana kadar verdirdik, bundan sonra da verdireceğiz, mücadelemiz bizim DEAŞ’la bitmiş değil. Şu anda içeride de DEAŞ’lılar var, dışarıda da var, hepsine karşı bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Tabii bizim şimdi Rusya’yla da çatışmasızlık bölgesi var, şimdi bu çatışmasızlıklar bölgesinde de ortak bir çalışma içerisindeyiz; İdlib’de, tabii Halep’te de aynı zamanda.”

“Peki, gerçekleşecek mi sizce?” sorusunun ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu anda bu çalışmayı Türkiye, Rusya ve İran’ın birlikte yaptığını hatırlatarak, Astana çalışmasının bunun bir gerekçesi ve ilk adımı olduğuna dikkat çekti ve şöyle devam etti: “Astana’dan Cenevre’ye gidiş yine aynı şekildedir ve bununla ilgili olarak geçen hafta içerisinde Sayın Putin’le bir telefon görüşmem oldu. Daha sonra Milî Savunma Bakanı’nı bana gönderdi, onunla ikili bir dar kapsamlı çalışmayı yine yaptık ve haritalar üzerinde çalışmalarımızı yaptık. G-20’de de Sayın Putin’le orada yine bu çalışmamızı, bu görüşmemizi yaparak ne gibi adımlar atmamız gerektiğini arkadaşlarımızın çalışmaları neticesinde bunu da bir yere bağlayacağız.”

Yöneltilen soru üzerine, “Şu anda bizim özellikle herhangi bir tehdit bize karşı olması halinde tabii ki bizim askerimiz, Özgür Suriye Ordusu ile beraber orada her türlü operasyona hazırdır” vurgusunda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Beşşar Esed’in müttefiklerinin dile getirdiği ‘Esed’in ayrılmasının bir öncelik hâline getirilmemesi’ yönündeki görüşe ilişkin, “Bunu doğru bulmam, bu yanlış bir yaklaşım” değerlendirmesinde bulundu.

“KUZEY IRAK’TAKİ REFERANDUM, IRAK’IN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNE AYKIRI BİR ADIM”

Mülakatta son olarak, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) 25 Eylül’de yapmayı planladığı ‘bağımsızlık referandumu’ ile ilgili değerlendirmesi istenen Cumhurbaşkanı Erdoğan gelişmeyi, “Bir defa ben Erbil’de yapılacak olan bu referandumu doğru bulmuyorum ve bu konuyla ilgili olarak da biz Kuzey Irak yerel yönetimine bu düşüncemizi bildirdik çünkü yarın Kuzey Irak yerel yönetimi bundan çok pişman olacaktır. Zira Barzani ve Kuzey Irak yerel yönetimi henüz bir defa buna hazır olmadığı gibi, bu Irak’ın toprak bütünlüğüne de aykırı bir adımdır. Bizim bütün derdimiz ne? Irak’ın toprak bütünlüğünü sağlamaktır ama siz böyle bir adım attığınız zaman, ‘ben artık parçalamaya başladım’ demektir. Bunu diğerleri takip edecektir, bu bakımdan biz buna sıcak bakmıyoruz” sözleriyle yorumladı.

 

 

Aktüel İntermedya / GÜNDEM

 

You may also like

Popular News