Başbakan Binali Yıldırım, Davutpaşa Kongre Merkezi’nde Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) Akademik Yıl Açılışı ve Fahri Doktora Tevcih Töreni’ne katıldı. Törenin ardından konuşma yapan Yıldırım, bugün 109 yıllık tarihi olan YTÜ’de olmaktan bahtiyarlık duyduğunu belirterek, yeni akademik yılın hayırlı olmasını diledi.
Üniversitenin şahsına tevdi ettiği fahri doktora unvanından dolayı da teşekkür eden Yıldırım, köklü eğitim kurumlarından biri olan Yıldız Teknik Üniversitesi’nden bu unvanı almanın kendisi için ayrıca bir gurur vesilesi olduğu söyledi.
Başbakan Yıldırım, Türkiye’nin geleceğinin hazırlandığı, yetiştirildiği bu güzide mekanlarda bulunmanın her zaman kendilerini heyecanlandırdığını dile getirerek, “Sizlerin başarısı, keşfettiğiniz her yenilik, edindiğiniz her bilgi, ülkemizin muhasır medeniyetler seviyesindeki hedeflerine ciddi katkı sağlıyor.” dedi.
Türkiye’nin kalkınma ve ilerleme yolunda çok büyük mesafe kat etmesinde şüphesiz üniversitelerin çok ama çok önemli bir rolü olduğuna işaret eden Yıldırım, YTÜ’nün özellikle araştırma ve geliştirme, yenilikçi teknolojilerin ülkeye kazandırılması konusunda ciddi bir mesai yaptığını, gayret gösterdiğini, teknoparklarda önemli faaliyetlerin icra edildiğini aktardı.
Yıldırım, üniversitelerden beklediklerinin sadece liseden gelen öğrencileri yetiştirmek olmadığına işaret ederek, “Üniversitelerimizin, ülkemizin geleceğe hazırlanması, hedeflediğimiz muhasır medeniyetler seviyesine erişmesi, Cumhuriyetimizin 100. yılında dünyanın 10 büyük ekonomisi içerisinde yer alması hedeflerinde çok ciddi rolleri, görevleri var. Üniversitelerimiz mutlaka ve mutlaka milli ve yerli ürün geliştirilmesinde öncü rollerini daima hatırda tutmalıdır.” diye konuştu.
“BÖLGEDEKİ SORUNLARI DAHA DA BÜYÜTECEK HER TÜRLÜ GİRİŞİMİN KARŞISINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Başbakan Yıldırım, Türkiye’nin, bölgesel ve küresel şartların sürekli değiştiği son yıllarda kendi kendine her alanda yeterli bir ülke olmak mecburiyetinde olduğunu vurgulayarak, “Bölgemizde var olan krizlerin yakın bir gelecekte bitmesini tabii ki arzu ediyoruz ama yaşadığımız şartlar, şahit olduğumuz olaylar bu bölgede sorunların çözülmesinden rahatsızlık duyan birtakım güçlerin olduğunu da ortaya koyuyor. Ülkemizin uzun yıllardan beri mücadele ettiği PKK terör örgütünün, bugün başka adlar altında PYD, YPG, SDG vesaire adlar altında ve müttefik bildiğimiz ülkelerce açıktan desteklenerek zemin kazandırılmaya çalışılmasının mantıklı bir izahı yoktur. Tek bir izahı var, bölgede var olan istikrarsızlığın devam etmesi ve terör örgütleriyle Türkiye’nin başının ağrıtılması, enerjisinin azaltılması. Bunun farkındayız ve bu yöndeki gelişmelere karşı tedbirlerimizi de ülke olarak bugüne kadar nasıl aldıksa bundan sonra da almaya devam edeceğiz. Gerek Irak’ta gerek Suriye’de var olan istikrarsızlığı daha da derinleştirecek, bölgedeki sorunları daha da büyütecek her türlü girişimin bugüne kadar karşısında olduk, karşısında olmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.
Bir süreden beri Türkiye’nin Rusya ve İran’ın müşterek inisiyatifiyle geliştirilen Suriye’deki çözüm sürecinin bugün Soçi’de, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in katılacağı toplantıda önemli bir karara varılmış olacağını ve Birleşmiş Milletler gözetimindeki Cenevre görüşmeleri için ciddi bir hazırlığın tamamlanmasının da gerçekleştirilmiş olacağını aktaran Yıldırım, şunları kaydetti:
“Üniversite sadece bir meslek öğretmiyor. Bir mühendis olmuyorsunuz, doktor, öğretim elemanı, akademisyen olmuyorsunuz, aynı zamanda evrensel düşünme yeteneğini de geliştireceğiniz hür düşüncenin alabildiğince hakim olduğu bir mekan olarak karşınızda. O bakımdan burada öğretim gören arkadaşlarımızın mutlaka ve mutlaka üniversite sonrası hedef ve vizyonlarını bu sıralardayken şekillendirmesi çok ama çok önemli. Bu zamanlar sizin altın zamanlarınızdır. Burada ne yapın yapın, mesela yabancı dil öğrenme işini mezun olmadan halledin. Yoksa hayata atıldığınızda buna daha az zamanınız olacak, belki de hiç zamanınız olmayacak. Artık bir yabancı dil bile yeterli olmuyor, daha fazlasına ihtiyaç duyuluyor. Hele bilgi, iletişim teknolojilerinin bu derece hayatımıza girdiği, yapay zekanın endüstri 4.0 gibi tamamen bilgi ve iletişim teknolojilerine yönelik gelişmelerin bir hayat tarzına dönüştüğü bu dönemde mutlaka küresel düşünce melekesinin kazanılması lazım ve yabancı dil eğitiminin tamamlanması lazım.”
“BİR TÜRKİYEYİ ÜÇE KATLADIK”
Başbakan Yıldırım, kendilerinin 70’li yıllarda üniversitelerde okuduklarını, bu dönemde üniversite okuyanların çok şanslı olduklarını dile getirerek, “O dönemlerde sağ-sol olaylarından üniversitelerde maalesef sağlıklı bir eğitim yoktu. İstanbul Teknik Üniversitesi biz, hiç eğitim görmeden 1 yıl kapalı kaldı. Hiçbir günahımız olmadığı halde bir yıl geç mezun olduk. O bakımdan siz şanslısınız. Enerjinizi alıp götürecek, anlamsız kavgaların, gürültülerin olmadığı bir ortamdasınız. Onun için vakti nakit olarak göreceksiniz, ona göre de çalışacaksınız.” diye konuştu.
Başbakan Yıldırım, zamanın paradan daha kıymetli olduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Her gün hesabınıza 86 bin 400 saniye yatıyor. O gün kullandınız kullandınız, bir sonraki güne bakiyesi kalmıyor. Bakiyesi kalmayan tek hesap zaman hesabıdır. Paranız olsa harcarsınız, harcayamadığınızı öbür gün üzerine koyar ama zaman öyle değil. Bakiyesi gün bittiğinde biten, o gün ne yaptıysanız onunla yetineceğiniz bir değerinizdir. O yüzden vaktin değerini bilelim. Ben 1977’de mezun olduğumda, hayata başladığımda yabancı dil hep karşıma sorun olarak çıktı. Halbuki orta okulda, lisede okuduk, yetmedi üniversitede okuduk fakat mezun olduğumuzda baktık ki hiçbir şey bilmiyoruz. Çünkü öğretme yöntemi maalesef dil öğrenmesi için değil, gramer öğrenmesi esasına göreydi. Biz tekrar 40 yaşından sonra hanımı, çoluğu, çocuğu bırakarak gidip yurt dışlarında lisan öğrenmek mecburiyetinde kaldık. Yoksa okuduğunuz onca mühendislik dersi, onca teorik bilgiyi hayata uygulayamadığınız zaman, uluslararası literatürleri, dokümanları takip edemediğiniz zaman sizin öğrendiğiniz o mühendislik bilgisi maalesef gerçek hayatta işinizi görmüyor. O bakımdan sevgili öğrenciler benim size önemli bir tavsiyem, yabancı dil sorununu mezun olmadan bitirmiş olun.”

Yıldırım, son 15 yılda hükümetlerinin Türkiyeyi birçok yönde geliştirdiklerini vurgulayarak, “Bir Türkiye’yi üçe katladık. Ekonomide çok anlamlı bir büyüme gerçekleştirdik. Büyük projeleri hayata geçirdik. Türkiye’de bugün sağlık, ulaştırma, eğitim ve diğer bütün alanlarda ciddi ilerlemeler oldu. Altyapıda yapılanları biliyorsunuz. Türkiye’nin bugün bölünmüş yol, havacılık, demir yolları konusunda, hele hele iletişim alanında katettiği mesafe son 15 yılda, 80 yılda katettiğinin 3, 4 katı. Havacılıkta dünyada bir numara oldu Türkiye. Onun için dünyanın havalimanını yapma ihtiyacı duyduk, inşallah seneye birinci etabını açmış olacağız. Çünkü artık zenginlik merkezleri Batı’dan Doğu’ya doğru hareket etmeye başladı. Bu göç 50 yıl önce tersineydi ama şimdi Doğu, Asya, Uzak Doğu’da büyüme devam ediyor, Batı’da yavaşladı, bazı ülkelerde durdu. Onun için göç tersine dönüyor ama öyle bir coğrafya Mevla bize nasip etmiş ki ister Batı’ya, ister Doğu’ya göç olsun mutlaka bu coğrafyadan, bu topraklardan geçmek zorunda.” ifadelerini kullandı.
70’li yıllarda havacılığın merkezinin Amerika’da, 80’lı yıllarda Avrupa’nın batısına, 90’lı yıllarda Orta Avrupa’ya, 2000’li yıllarda Türkiye’ye geldiğini aktaran Yıldırım, bu yüzden yıllık 200 milyon yolcu kapasitesine sahip havalimanını Türkiye’nin yaptığını söyledi.
Yıldırım, dünyada son 10 yılda bir kriz yaşandığını, 2008 yılının sonlarında başlayan krizin halen sürdüğünü ifade etti.
Küresel kriz sırasında dünyada 10 büyük proje yapıldığını, bu 10 mega projenin 6’sının Türkiye’de olduğunu belirten Yıldırım, şöyle devam etti:
“Türkiye’nin farkı bu. İzmir-İstanbul Otoyolu, Osman Gazi Köprüsü… Bu, dünyadaki en büyük projelerden bir tanesi. Türkiye’de bu proje 50 yıl konuşuldu, beş sefer ihalesi yapıldı ama bir türlü adım atılamadı. Başladık, köprüyü 36 ay gibi bir sürede bitirdik ve Bursa’ya kadar da otoyolun açılışını gerçekleştirdik. Önümüzdeki sene sonunda inşallah İzmir’e kadar da açılmış olacak. Böylece İstanbul-İzmir arası 2 saat 50 dakikaya düşmüş olacak. 2003’te ne kadardı bu süre? 8-8,5 saat. Zaman, para diyoruz ya… İşte bunun gereğini yapıyoruz. Ayrıca, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Kuzey Marmara Otoyolu, bunun da 215 kilometrelik bölümü ve köprü kısımı bitti, trafiğe açıldı. Bu da dünyanın en geniş köprüsüdür. 60 metre genişliği var, 10 şerit var. 8 şerit araçlar için, 2 şerit tren için. Biz bu köprüyü yaparken, İstanbul’dan Ankara’ya, Ankara’dan İstanbul’a ve oradan Avrupa’ya gidecek tren yolunu da düşünerek yaptık. Şimdi bu otoyolun Anadolu yakasında Sakarya’ya bağlantısı, Avrupa yakasında da Kınalı’ya bağlantı çalışmaları devam ediyor.”
Başbakan Yıldırım, diğer önemli projenin de Marmaray olduğunu, bu projenin Boğaz’ın altından iki kıtayı birleştirdiğini ve İstanbul’a toplu taşımada nefes aldırdığını kaydetti.
Avrasya Tüneli’nin de 106 metre olduğunu, Boğaz’ın altında bu büyüklükte bir başka proje bulunmadığını vurgulayan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Mühendislik açısından bu proje, çok ama çok önemli, zor bir projedir. Çünkü geçtiği güzergahta bir derin yarık vardı. O yarığı özel mühendislik teknolojileriyle geçmek suretiyle bu projeyi de hayata geçirdik. Bunlar denizin altında olduğu için görünmüyor, insanlar kullandığı zaman anlıyor. Ben geçen gün Sabiha Gökçen’den geldim Fatih Camisi’ne, Naim Süleymanoğlu’nun cenazesine katılacaktım. Zaman çok dar, bir an için Avrasya Tüneli’ni unuttum, ‘Arkadaşlar yetişemeyeceğiz, niye böyle oldu?’ diye telaşlanırken, dediler ki ‘Efendim niye merak ediyorsunuz, Avrasya Tüneli var, geçeceğiz, daha ezan okunmadan varırız.’ Sabiha Gökçen’den çıktığımızda ezana 7 dakika vardı, biz 7 dakikada Fatih Camisi’ne geldik. İşte teknoloji bu, kolaylık bu, insana hizmet bu. Bunları Türkiye yaptı. Her türlü engellemeye rağmen yaptı. Onun için, ülkemizi, kendimizi hiçbir zaman küçük görmeyelim. Bunu yaptığımız için kıskanıyorlar ve ayağımıza çelme takmak için her fırsatı değerlendiriyorlar. Bunu da bilmenizi istiyorum. İstedikleri şey çok belli, ‘Türkiye edilgen olsun, biz söyleyelim, üç dakika sonra Türkiye konuşsun, hemen cevap vermesin. Türkiye kim oluyor da bölgede politika belirliyor, karar veriyor. Türkiye bizi takip eder.’ Bu dönemler geçti. Bu bölgenin kaderini, yine bu bölgede yaşayanlar belirler, uzaktan gelenler değil.”
Çanakkale 1915 Köprüsü’nün iki kulesi arasındaki açıklığın da dünyanın en büyüğü olduğuna dikkati çeken Başbakan Yıldırım, “Hep ‘en’lerle konuşuyoruz. 2 bin 23 metre iki kule arasındaki açıklık. Muazzam bir eser. İnşallah Cumhuriyetimizin yüzüncü yılında onu da yapmış olacağız.” dedi.
Kanal İstanbul’un da dünyanın en büyük projelerinden biri olduğunun altını çizen Yıldırım, “Bunları niye anlatıyorum? Bunları şunun için anlatıyorum. Bakın Türkiye’de maalesef güzel şeyleri gözden kaçırmaya çalışıyorlar, eften püften konuları ön plana çıkararak, moral değerlerimizi maalesef aşındırmaya çalışıyorlar. 15 yılda bu hizmetleri yaptık ama bu hizmetleri yaparken, o kadar çok engelle karşılaştık ki her seferinde önümüze başka bir şekilde, başka bir kılıkta çıkanlar oldu. Daha iktidara geldiğimiz ilk aylarda hemen bir muhtıra verildi. Belki de çoğunuz hatırlamıyorsunuz, 8 Ocak 2003. Daha AK Parti iktidara geleli bir buçuk ay bile olmamış. Neymiş efendim? ‘İrticai faaliyetler artık sürdürülemez bir noktaya gelmiş, dolayısıyla hükümetin kendine ayar, çeki düzen vermesi…’ O gün bir şey oldu, Diyarbakır’da bir uçak kazası oldu maalesef 56 vatandaşımız hayatını kaybetti ve bu muhtıra güme gitti, gündemden düştü.” değerlendirmesinde bulundu.
“BÜTÜN MİHRAKLARA GEREKEN CEVABI VERDİK”
Yıldırım, bu süreçten sonra bir yandan demokrasiyi geliştirmek için çalışırken bir yandan da ülkenin kalkınması ve milletin hak ettiği hizmetleri alması için mücadele ettiklerini belirterek, şunları kaydetti:
“İlk karşılaştığımız direnç -açık direnç, gizlileri söylemiyorum- 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimiydi. Hatırlayın o günlerde bir 367 icadıyla karşı karşıya kaldık. Türkiye Cumhuriyeti demokrasi tarihinde, parlamento tarihinde asla görülmemiş yeni bir hukuk içtihadı önümüze konuldu. Amaç ne? Amaç demokrasi ve demokrasi içerisinde AK Parti’nin cumhurbaşkanını seçmemesi. ‘Efendim AK Parti cumhurbaşkanını seçemez.’ Niye seçemiyor kardeşim? Kayıtsız şartsız egemenlik milletinse AK Parti de milleti temsil ediyorsa tabii seçecek. Eski alışkanlıklar devam ediyor. Ne dedik biz de? ‘Böyleyse madem, buyurun millete gidelim.’ ve gittik. Cumhurbaşkanının halk tarafından doğrudan seçilmesini sağlayacak anayasa değişikliğini yaptık. Bununla da yetinmediler, sonra yargı darbesiyle üzerimize geldiler ve 2010’da da yargıyla ilgili anayasa değişikliği yaptık, yine milletin hakemliğine, kararına gittik. Yetmedi, bu sefer 17-25 Aralık’ta yargı darbesi bu sefer başka bir gruptan geldi, Fetoculardan geldi. Öbürleri pes etti, baş edemeyeceklerini anladılar, vardiyayı Fetoculara devrettiler. Fetocularla 17 Aralık’ta karşı karşıya geldik, orada da Allah’a şükür Cumhurbaşkanımızın dik duruşu, hükümetimizin kararlılığı sayesinde o girişimi de akamete uğrattık. Gezi süreciyle başlayan, 17 Aralık’a kadar tırmanan, ülkemizi karıştırmak, milleti birbirine çatıştırmaya çalışan bütün mihraklara, gereken cevabı verdik. Fakat bunlar yine rahat durmadılar, uslanmadılar ve nihayet onlar, 15 Temmuz gecesi yapabilecekleri en büyük çılgınlığı yaptılar ve 15 Temmuz gecesi, asker kılığına girmiş bu alçaklar, Feto terör güruhu, milletin üzerine gözünü kırpmadan, silahlarıyla tanklarıyla toplarıyla mermileriyle saldırdılar. 250 şehit verdik. 2 bin 193 gazimiz var.”
“O GÜN HALKIN GÜCÜ, TANKIN GÜCÜNÜ YENMİŞTİR”
Yıldırım, toplantıya Fetullahçı Terör Örgütü’nün 15 Temmuz darbe girişimi sırasında şehit olan Ramazan Tekin’in eşi Türkmen Tekin, şehit Ahmet Aksu’nun ağabeyi Muhammet Aksu, üniversitenin değerli hocası Prof. Dr. İlhan Varank’ın eşi Saadet Varank’ın ve gazi olan Melike Ekinci’nin de geldiğini söyledi.
Şehitlere Allah’tan rahmet, gazilere de hayırlı ömürler dileyen Yıldırım, şöyle devam etti:
“O alçaklar o gece bu milleti dize getiremediler. Demokrasiyi kesintiye uğratamadılar. Çünkü bu ülkenin başında millet sevdalısı, milletin adamı Recep Tayyip Erdoğan vardı. Onun kararlı duruşu, hükümetimizin dirayeti ve aziz milletimizin cesareti, ferasetiyle meydanlara indik, alçaklara dersini verdik. O gün halkın gücü, tankın gücünü yenmiştir. O gece ay yıldızlı bayrağımız inmemiş, ezanlarımız dinmemiştir. Bu millet bir kez daha bütün dünyaya özgürlüğün ne kadar değerli bir şey olduğunu, bağımsızlığın Türk milletinin karakteri olduğunu 7 düvele ilan etmiştir. Böyle bir milletin evladı, bir ferdi olmaktan hepimiz gurur duyuyoruz.”
Yıldırım, İlhan Varank’ın adının bu üniversitede yaşatılmasının çok anlamlı olduğunu ifade ederek, İlhan Varank ile ülke ve bağımsızlık için hayatını feda eden şehitlere Allah’tan rahmet diledi.
Türkiye’nin pırıl pırıl beyinlerini sözde eğitim vermek iddiasıyla adeta uyuşturan, kendi vatanına ve milletine karşı kullanmaktan çekinmeyen karanlık bir zihniyetle mücadelenin çaresinin de doğru eğitim olduğunu vurgulayan Yıldırım, bu konuda herkesin sorumluluğunun farkında olduğunu söyledi.
Başbakan Binali Yıldırım, üniversite ve öğrenci sayılarının arttığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ne güzel, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde yabancı öğrenci sayısı da 2 bine çıkmış. Ama yetmez hocam. Yani 38 bin civarında öğrenciniz var. En az yüzde 10’u kadar yabancı öğrenciniz olması lazım. Bunun çok önemli görüyorum. Çünkü buraya gelen misafir öğrenciler sadece burada eğitim almıyor. Dönüp gittiklerinde ülkemizin gönüllü elçileri oluyor. O güzel hatıralarıyla ülkelerinde önemli sorumluluklar alıyorlar, ileri görevlere geliyorlar ve orada da hep ülkemiz gündeme geldiğinde olumlu düşüncelerini paylaşıyorlar, bundan ülkeler arasındaki dostluk, kardeşlik de ciddi anlamda gelişmiş oluyor. Bu bakımdan bir yandan üniversitede eğitim kalitesini artırırken diğer yandan da küresel anlamda araştırma geliştirme ve diğer üniversitelerle iş birliğini de ihmal etmeyeceğiz.”
“LAF ÜSTÜNE LAF DEĞİL, TAŞ ÜSTÜNE TAŞ KOYMA ZAMANI”
Başbakan Binali Yıldırım, Erasmus kapsamında 500’ün üzerinde üniversite ile bunun dışındaki 150 üniversiteyle ikili eğitime, değişime imza atılmasını önemli bir gelişme olarak gördüğünü ifade ederek, “Bahri Hoca’yı teknik üniversiteden de tanırız. Orada da doktora yapmıştı. Biz de denizciyiz, onun da denizcilikle ilgisi var. Bugün Yıldız Teknik Üniversitesi’nde başarılı çalışmalara imza atıyor. FETÖ ile mücadelede de çok fedakarca bir çalışma yaptı. Bütün FETÖ’cüleri bünyeden temizlemek için gerekli gayreti gösterdi. Kendisini tebrik ediyorum.” diye konuştu.
Üniversitelerin daha fazla tematik üniversiteye dönmesi gerektiğini vurgulayan Yıldırım, bazı üniversitelerin kendilerine alan seçtiğini söyledi.
Yıldırım, dünya üniversitelerine bakıldığında 20-30 yıl önce Çin’de demiryolları üniversitesi olduğunu, ulaştırma üniversitesi değil de demir, kara ve deniz yollarına varıncaya kadar ihtisaslaşma, tematik üniversite kavramına girdiklerini anlattı.
Türkiye’de maalesef tematik üniversite kurmada yıllardır direnç olduğunu, yavaş yavaş bunun kırıldığını, müzik, sanat ve bilim ile sosyal bilimler üniversitesinin açıldığını dile getiren Yıldırım, yakın zamanda bazı üniversitelerin iletişim, bazılarının ulaşım alanında tematik, uzmanlaşmış üniversiteler haline geleceğini belirtti.
Başbakan Yıldırım, böylece ülkenin gelecekte ihtiyacı olan beyin gücünün yetişmesine katkı sağlanacağını vurguladı.
Prensiplerinin “az konuşmak ve çok iş yapmak” olduğunu, “laf üstüne laf değil, taş üstüne taş koymak” zamanı olduğunu anlatan Yıldırım, ülke için alın ve akıl teri dökenlere teşekkür etti.
Türkiye’nin yarınının bugünden daha güzel, geleceğinin daha aydınlık olacağını vurgulayan Yıldırım, “Türkiye artık öz güvenini kazanmış, kendi kendine yeterli olabilecek kabiliyete sahiptir. Kimsenin karşısında el pençe divan durmak gibi bir mecburiyeti yoktur. Bazıları bundan rahatsız olsa da ülkemizin, bölgemizin istikrarı, selameti için Cumhurbaşkanımızın liderliğinde kararlı yürüyüşümüzü 2023 hedeflerimize doğru gidişimizi sürdüreceğiz.” diye konuştu.
Yıldırım, yeni akademik yılın eğitim camiasına, bilim alemine ve ülkeye hayırlı ve uğurlu olmasını diledi.
ÜNİVERSİTE SINAV SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİK
Başbakan Binali Yıldırım, üniversite sınavlarında ve liseye geçiş sınavlarında yeni bir değişikliğe gidildiğini anımsatarak, bunu “Bakan geldi, değişti, yapboz tahtası oldu. Bir sistem değiştirildi, yeni sistem geldi.” şeklinde takdim etmenin haksızlık olduğunu söyledi.
Yapılan şeyin mevcudun daha da geliştirilmesi olduğunu belirten Yıldırım, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Hiçbir şey kaldırılmıyor, hiçbir şey ters düz edilmiyor. TEOG vardı, getirilen sistem ondaki kazanılan tecrübeleri kullanarak öğrencilerin, velilerin, öğretmenlerin beklentisine daha iyi cevap verecek bir hale dönüştürülmesidir. Yoksa ‘Hadi bunu attık çöpe, yeni bir sistem geldi. Biraz da bununla uğraşın.’ Bu tür takdimler külliyen yanlıştır. Yapılan yok etme, değiştirme değil, geliştirmeye yönelik tasarruflardır, uygulamalardır. Bunun sonuçlarını da inşallah içinde bulunduğumuz eğitim öğretim yılında görmüş olacağız. Amacımız, bütün öğrencilerimizin arzu ettiği, istediği şekilde eğitimlerini sürdürmeleri, istedikleri yerlere gitmeleri.”
Yıldırım, mezun olan öğrenci kadar okul bulunduğunu ifade ederek, eskiden bunun olmadığını, üniversite mezunlarının sayısının okulların kontenjanlarının 3-5 katı olduğunu anlattı.
Şu anda üniversitelerin mezun olan sayısı kadar da öğrenci aldığını belirten Yıldırım, şunları kaydetti:
“Niye sınav yapılıyor o halde? Farklı yerlere gitmek isteyenler var, seçici olanlar var. Onlara da bir imkan tanıyacağız. Ortaokuldan liseye geçenlerin sayısı 1 milyon 300 binse o kadar öğrenciyi alacak da lisemiz var. Ama bunlardan bir kısmı özellikli, proje lisesi, farklı bir şeyi var. Onlar için istiyorlarsa sınava girecekler, orada yarışacaklar. Yarışanlar arasında hak kazananlar oraya gidecek. Kazanamayanlar kayıp mı edecekler, yok onlar da mutlaka bir yere yerleştirilecekler. Tercihen de ikametlerine en yakın bir okula yerleşmiş olacaklar. Ayrıca 2019’a kadar da inşallah orta öğretimde, ilkokul, orta okul, lisede tekli öğretime geçeceğiz. Bu hedefi koyduk. Bu hedef doğrultusunda belki 3 bin derslik açığımız var. Özellikle birkaç büyükşehirde derslik açığımız var. Onu da vatandaş devlet iş birliğiyle devletimizin imkanlarıyla önümüzdeki 2 senede tamamlayıp artık sabahçı, öğlenci derdini de ortadan kaldırmış olacağız. Bütün gün boyunca öğrencilerimiz derslerini alacaklar ve daha iyi geleceğe kendilerini hazırlamış olacaklar.”
Aktüel İntermedya / GÜNDEM
Aktüel İntermedya Tarafsız Objektif Haberciliğin Adresi !